MSGSÜ İstanbul Resim ve Heykel Müzesi

Hissettiniz mi?

Toprağın hafızasında yer edinen travmaları,

Kurmaca yangınlarda yok olan canları

Doğayla aramızdaki organik bağın kopuşunu

Hissedeceksiniz.

Düşündünüz mü?

Yalnızca aktörlerinden biri olduğumuz dünyayı nasıl harap ettiğimizi

Günümüz piyasalarının bize aynı psikoaktif maddeler gibi halüsinasyon gördürdüğünü

Beğeninizin, tıpkı petrol gibi topraktan çıkarılan bir kaynak olarak görüldüğünü

Düşüneceksiniz.

Gördünüz mü?

Sondaj kuyularından, siyasetten ve akıldan taşan çamuru

Atıklarımızın yanında ne kadar küçük kaldığımızı

Değişmenin yok olmak anlamına geldiğini

Göreceksiniz.

Duydunuz mu?

Bir bataklığa sıkışmış mandanın ağlayışını,

Havai fişekle yanmış martıların acı çığlığını

Peki ya denizdeki gürültüleri?

Duyacaksınız.

Karıştır anılarını.

Çocukluğunda yaşadığın kentten sana kalan ne var?

Zorla hafızanı.

Hiç bitmez gibi gözüken o nehirler, hala ordalar mı?

Feral Atlas Collective -Alvaro Esteves Mittogo

 

Yabanıl Atlas korkunç hikâyeler anlatma sanatı üzerine disiplinler arası bir deneydir. Bu hikâyeleri duyurmanın bir fark yaratacağı umuduyla çalışıyoruz. Daha anlatılacak çok hikaye var.’’

Bu proje bir atlas, ancak tuhaf bir atlas. Yabanıl Atlas yerli halkların anlattıklarını, bilim insanlarının araştırma raporlarıyla, bölgesel hatıraları şiir ve sanatla birleştiriyor. Ekolojik kirliliğe çok farklı bir bakış açısından bakıyor ve nesli tükenen türleri değil, yeni ortaya çıkan türleri bize sunuyor. Ekim alanlarında yetişen sineklerdeki sarı humma virüsü, klorlanmış sudaki meyofauna, kahve ekim alanlarında çoğalan kahve pas mantarları ve çok daha fazlası.

Eski bir inanışa göre tanrı aldığı her canı yeni bir doğumla telafi edermiş. Bu atlasta görüyoruz ki bize direnmiyor gibi gözüken doğanın da bir hafızası var ve yok ettiğimiz her şeyi yeni bir şey yaratarak telafi etmekte, belki de intikam almakta.

 Başka bir yaşam olasılığı kendisini yanan bir polis arabasında doğrudan, arkadaşlarımın yüzlerinde ise dolaylı olarak ifade eder.Johannes büttner 

Odaya girdiğimde farklı topraklardan yoğrulmuş yedi heykel gördüm; her heykelin altında ses çıkararak titreşen bir makine iskeleti monte edilmişti. Çeşitli uzuvlarını kaybetmiş, uzay kıyafetlerine benzeyen şeyler giyen harap olmuş insanlar. Çağrışım yaptığı şeyler çok fazla; tepetaklak çevrilmiş terracotta askerleri, bilim kurgu savaşçıları ve toplum polisi…

Bu heykeller biziz. Ayaklarımızın ucu hep sanal bir dünyada… Öyle ki, içinde bulunduğumuz mekanda internet bağlantımız varsa önemsiz. Ekrana eğil, bak, çift tıkla, parmağını kaydır. Fiziksel bedenimiz hareketsiz olsa bile algoritmalar ve ağlar dünyasında uyaranlara sürekli titreşip sarsılarak tepki veriyoruz. Sosyal medyadaki varlığımızın yöneticiler için Çin’in mezara gömülü terracotta askerlerinden ayrılır bir tarafı yok, büyük bir sayıyız sadece. Yaşadığımız dünyadaki koşulların belirsizliği ise sosyal ve psikolojik olarak uğradığımız hasarı anlatmaya yetiyor.

   Balık- Jonathas de Andrade

https://cargocollective.com/jonathasdeandrade/o-peixe

Sarılarak, sever gözükerek ama aslında yavaş yavaş nefessiz bırakarak öldürdüğüm balık ağlar mı, yoksa halinden memnun mudur?

Durumu fark ederse ama kaçması için çok geçse, ne yapar? Kaçmak için yine de çabalar mı yoksa hareketsiz ölümü mü bekler?

Ben balık mıyım yoksa balığı tutan mı, bir balık kendi kendini boğamaz değil mi?

Jonathas de Andrare’nin bu filminde Brezilya’nın kuzeydoğu kıyılarındaki bir köyden gelen balıkçılar, yakaladıkları balığın kucaklanmasına yönelik bir ayin düzenliyorlar. Ölüm geçişine eşlik eden bu sevgi dolu jest, güç, şiddet ve tahakküm ile oluşmuş türler arasındaki ilişkinin bir kanıtıdır.

Bir sergiden gözlerimde yaşlarla, baştan aşağı ürpermiş bir şekilde çıkabileceğimi hiç tahmin etmezdim. Yaşadığım birçok şeyden daha çok etkilemeyi başardı beni. Herkesin gidip bu ‘deneyimi’ yaşamasını öneriyorum.

-Elif Maya Güngör


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir