Bize Dilek Türkan’ı kısaca anlatır mısınız ?

 

Bence en zor sorulardan biri; insanın kendini tanımlaması, anlatması… Kendini tanımaya, anlamaya çalışan biriyim. 1978 yılında Balıkesir’de doğdum. Lise son sınıfa kadar Balıkesir’de yaşadım. Sonra üniversiteyi kazandım, İstanbul’a geldim. 16 yaşında İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarı Şan Bölümü’ne başladım. Beş buçuk yaşında ilkokula başlamış biri olarak üniversiteye çok erken bir başlangıç serüveni oldu. 21 yaşında oradan mezun oldum. Okurken 1. sınıfta TRT İstanbul Radyosu’nu kazandım. Akitli ses sanatçı olarak oraya başladım. O zaman ise 17 yaşındaydım. Biraz böyle her şeyi erken yaşta yapanlardanım diyebiliriz. Sonra kendini tanıma sürecim başladı: Ne yapmak istiyorum, evet müzikle uğraşıyorum ki buna çok küçük bir yaşta karar verdim. 10 yaşında Türk Müziği ile uğraşmaya karar verdim. Orta 1. sınıftaydım. Bu kararımı bügüne kadar sürdürdüm. Ve bu yolda kendi yolumu bulmaya çalıştım. Müzik anlayışımı anlamaya, anlatmaya başladım. Albümler yaptım Bazı gruplarla ilk önce birlikte çalışmalar yaptım. Sonra kendi solo albümümü hazırladım. Bu süreçte Kültür Bakanlığı’nın açtığı sınavı kazandım ve bakanlık sanatçısı olarakta bir taraftan Klasik Türk Müziğini icra etmeye başladım halen devam ediyorum, hala solo albümler, solo çalışmalar, konserler yapıyorum. Bir tane kızım var. Eşim, kızım ve ben birlikte yaşıyoruz.  

 

Musiki Eğitim almaya nasıl karar verdiniz ? 

 

Müzik eğitimine az önce dediğim gibi orta birinci sınıfta başladım. Benim abim müzikle çok ilgilenirdi, sporla da çok ilgilenirdi. İki abim var. Biraz ona özendim. O voleybolcuydu, önce voleybolcu oldum. Sonra o Balıkesir’de yaşadığımız yerde bir amatör topluluğa katılmıştı, sonra ben de o topluluğa katıldım. O nereye giderse ben biraz peşinden giden idim. Fakat sonra fark ettim ki çok keyif aldığım mutlu olduğum, keyif aldığım, kendimi iyi hissettiğim bir müzik tarzı. O yaş için , dönem için biraz sıradışı bir şeydi aslında ama bir yerden belli ki beni yakaladı, beni vurdu. O dönemde karar verdim aslında müzik yapmaya.

 

Hayatınızda müzik olmasaydı, hangi alana yönelirdiniz?

  

Bir kere çok korkunç bir şey olurdu. Yani düşünemiyorum, onun olmayışını. Şöyle çocukluğumdan bu yana yanına koymaya çalıştığım şey neydi diye düşünürsek mimar olmak isterdim. Ama şu da bir gerçek ki bir şekilde hayatımın içinde onu da yaşıyorum. Yani bakış açım biraz öyle birbirleriyle de çok bağlantılı şeyler aslında bunlar. Evimi dekore ediyorum. Bir yerde gözüme bir şey çarpıyor. Restoranda ya da bir oteldeysem  gidip, söylüyorum: “Burada şu olamaz mıydı ? Çok tatlı olurdu. ” gibi halen daha gözüm biraz o gözle bakmaya devam ediyor. O bitmiyor. Ama herhalde mimar olabilirdim diye düşünüyorum. 

 

Müzik dışındaki özel ilgi alanlarınız nelerdir ?

 

Özel ilgi alanlarım… Bir kere yürümeyi çok seviyorum. Yani benim için çok özel ilgi alanı da demeyebiliriz ama vazgeçmediğim bir şey belki de diyebiliriz . Özel ilgi alanı olarak değerlendirebiliriz. Her sabah yürümeyi seviyorum. Kendi içselliğim ile başbaşa kalmayı seviyorum, yalnız yürümeyi seviyorum. Kitap okumayı tabii ki çok seviyorum. Yani hep böyle bir ritüel, önce biraz yürüyüş, sonra işte kahvaltı ve sonra biraz kitap zamanı gibi günü daha sabah saatlerinde olabildiğince değerlendirmeye çalışıyorum. Onlar özel alanlarım. Ellerim, kollarım hiç durmaz. Hep böyle birtakım şeyler üretirim, yaparım. Son zamanlarda makromeye çok ilgim arttı. Çok tutkulu bir halde makrome yapıyorum. Mesela hediye almayı hiç sevmem. Yani birine hediye almayı değil hediye yapmayı seviyorum. O yüzden de bu tarz ilgi alanlarımı biraz hayatımın içinde orada değerlendiriyorum. O vakitlerimi makrome yaparak ya da bir hediye tasarlayıp, düşünerek kendim onu yaparak değerlendiriyorum. Yemek yapmayı seviyorum. Tabii o artık hayatın bir ilgi alanı olmasa da onu biraz ilgi alanına da dönüştürebiliyorsunuz. Biraz daha araştırmacı olduğunuzda, biraz daha farklı şeyler ortaya çıkarmak istediğinizde artık o bir ilgi alanı haline geliyor. O yüzden yemek yapmayı da sayabiliriz.

 

Kendi yaptığınız müzik dışında hangi tür müzikleri dinlemeyi seviyorsunuz ?

 

Birçok müziği seviyorum. Aslında geleneksel müziklere karşı çok ilgim var. Yani ben de zaten geleneksel bir müzik yapıyorum. Buna bağlı olarak ülkelerin geleneksel müziklerine de çok ilgi duyuyorum ve onların içinde en çok Portekiz Müziğini, Fado’yu çok seviyorum. Onun dışında caz müziği, günün çeşitli zaman dilimlerinde dinliyorum. Halk müziğini de çok seviyorum; belli başlı sevdiğim, icarsını dinlemekten hoşlandığım sanatçılar var onları da dinliyorum. Yelpaze aslında çok geniş… Yani müzik türünden ziyade o müziği kimin yaptığı beni ilgilendiriyor.  Belli bir müzik türü ilgi alanım içinde diyemem ama ilgi alanım içinde olan müzisyenler var onların yaptığı her tür müziği dinleyebilirim.

 

Bugünden 20 yıl sonraya baktığınızda Dilek Türkan’ı nerede görüyorsunuz? 

 

20 yıl sonra… 61 yaşında aslında hâlâ genç sayılabilirim. Nerede hayal ediyorum? Hayallerini büyük ölçüde gerçekleştirmiş biri olarak hayal ediyorum kendimi ama şu da bir gerçek ki hâlâ bir zaman var ve hayallerin gerçek olması da o anlamda çok da iyi bir şey değil. Aslında şunu hayal ediyorum: Hayallerimin tamamının hâlâ gerçekleşmemiş olmasını ve benim o mücadeleyi devam ettirebilmemi diliyorum. Umarım öyle olur. 

 


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir