Uluslararası Bir Repertuvar ve Dört Viyolonsel Ustası

Adını, sihirli atmosferi ve tarihi zenginliği ile bilinen İstanbul şehrinden esinlenerek alan Çellistanbul Viyolonsel Kuarteti, 2002 senesinde Murat Berk tarafından kurulmuştur.  Aynı okuldan mezun olup yurtdışında eğitimlerini tamamlayan dört çellistten oluşan grup yurt içi ve yurt dışındaki değerli sanatçı arkadaşlarıyla beraber müzik yapmak ve Türkiye’nin zengin müzik tınısını dünyaya sergilemek amacıyla çalışmalarını sürdürmektedirler. Okulumuzda 14 Şubat akşamı muazzam bir konsere imza atan  Çellistanbul Grubuna piyanoda Orçun Orçunsel, bandoneonda ise büyüleyici bandoneon sanatçısı Carlos Gustavo Battistessa eşlik ettiler. Konserden önce Carlos Gustavo Battistessa, Çağ Erçağ ve Murat Berk Saint Benoit Lisesi Sanat Komitesiyle düşüncelerini paylaştılar. 

Okulumuza hoş geldiniz. Öncelikle sizi tanımak istiyoruz. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Çağ Erçağ 

1995 yılında Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı’ndan mezun oldum. Antalya Devlet Orkestrası’nın şefliğini yaptım. Daha sonra oradan ayrılıp Borusan Filarmoni Orkestrası’na başladım. 2005 yılında da Borusan Holding’in kadrosuna girdim. Borusan Sanat Evi’nin bir sanatçısı olarak göreve başladım. Hem Borusan Filarmoni Orkestrası’nin solo çellistliğini hem de Borusan Quartet’in yaylı çalgılar dörtlüsünün çellistliğini yaptım. Hala bu görevime devam etmekteyim. Aynı zamanda başka gruplarım da var. Bunlardan bir tanesi de çok sevdiğim yakın dostum, uzun zamandır birlikte çalıştığım arkadaşım, Murat Berk’in kurmuş olduğu Çellistanbul grubunun bir üyesiyim.

Murat Berk

Ben de İstanbul Devlet Konservatuarı’nda viyolonsele başladım. Yüksek lisansımı Ankara Hacettepe Üniversitesi’nde yaptım. Ben yüksek lisansa gittiğimde Çağ ile aramızda  yaş farkı vardı. Buradan mezun olduktan sonra Cenevre Devlet Konservatuarı’nda okudum. Daha sonra İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’na girdim. Daha sonra Borusan Filarmoni kurulunca orada başladım. Şimdi İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nda çalışıyorum. Çağ ve Melih Kara arkadaşımızla beraber Çellistanbul’u çok düşündük. Çünkü Çağ Antalya’da çalışıyordu. Borusan’a 2002-2005 yıllarında ara sıra geliyordu. Hem aynı konservatuarda okuyunca hem ikimiz de çellist olunca aramızda farklı bir bağ doğdu. Beraber çalmak hem çok kolay hem çok zor bir şey. Bazı şeyleri aynı anda hissedebilmek, aynı anda yaşayabilmek… Konuşmaya gerek yok, çalarken aynı anda hissettiklerimiz… Örneğin Çağ bize çok ayrı bir enerji verir. Solo partileri Çağ verir. Soloları bölüşürüz ama, Çağ’ın ayrı bir meziyeti var. Ama aslında önemli bir nokta, bu gruptaki kimsenin yüksek egolu olmaması. Tam 17 yıldır bu şekilde devam ediyoruz. Çoğu grup sırf bu sebepten dolayı dağılıyor. Biz birbirimizi tamamlayıcı insanlarız. Çağ benim hatalarımı söyler, ben Çağ’ınkileri. Bazı durumları kişisel algıladığınız zaman iş yürümüyor.

Peki bu projenin temel amacı neydi? Nasıl ortaya çıktı?

Murat Berk: 

Bu aynı orkestrada çalışmaya başladığımızda ortaya çıktı. Gürel Bey geldi, “Çağ diye bir çellist var” dedi. Çağ gelince hepimiz onu çok sempatik bulduk. Çok da iyi bir çellistti. Melih’le “Bu adamla müzik yapalım” dedik. Yani bir iddiamız yoktu. Kısacası bu proje tamamen müzik yapmak için kuruldu. Dört erkek toplandık, çok güzel anlaştık. Yapabildiğimiz kadar konser yaptık. Çok önemli insanlarla çalıştık, Amerika’ya bir davet aldık, Tresna’ya gittik. Bir çello festivaline katıldık. Çocuklarla beraber olduk. Yüze yakın çellist çocuk vardı, hep beraber bir orkestra kurduk. Yalnızca çello orkestrası. Eğlenceyle kurulduğu için eğlenceli devam etti. Berlin Filarmoni Orkestrası’nda çalışan bir arkadaşımız var. Kıbrıs festivalinde çaldık. 12 Çellist diye bilinen Alman grubun dört üyesi İstanbul Filarmoni Orkestrası’na geldi. Yunanistan’da bir dostluk konseri yaptık. Yunanistan’da bir arkadaşımız vardır, Dimitri. Orada dört Yunan çellistle buluşup, sekiz çellist konser verdik.

Aslında bu sayede arkadaşlarınızla konser yapmışsınız değil mi? Bu keyfi başka insanlarla da yaşamışsınız.

Çağ Erçağ: 

Sanatın birleştirici gücü budur. Ne din var, ne dil var, ne de ırk var. Bütün sanat dallarında yalnızca bir merhabayla işe başlanır. Bu, olayın çok güzel bir kısmı. Genellikle egosuz insanlar arkadaşımızdır. Tabii ki egolu insanlar da vardır fakat egoyu nasıl kontrol ettiğiniz çok önemli…

O halde bu kadar keyifle devam ediyorsa yakın zamanda durmayı planlamıyorsunuz değil mi?

Çağ Erçağ: 

Durmadık, durulmadık, durmak istemiyoruz. Ama aynı zamanda herkesin ayrı bir işi var para kazandığı. Konser teklifi aldıkça tarihleri de uyarsa devam ediyoruz. Ve değişik projeler de yapıyoruz. Örneğin Türk enstrümanlarıyla da bir şey yaptık, çok da güzel oldu. İnce saz grubunda Derya Türkan vardır. Onlarla bir proje yaptık. Bu tarz çeşitli buluşmalar oluyor.

Murat Berk: 

Çellonun sesi dünyanın en güzel sesi bizim için. Bütün enstrümanlara uyabilecek bir ses olduğu için biz de sanırım bütün insanlara uyabilecek insanlarız. Uyumlu olduğumuz için insanlar bizimle çalışıyor.

 

Dört çellonun bir arada olduğu konserleri nasıl seçiyorsunuz ve eserleri nasıl uyarlıyorsunuz. Bu zor olmuyor mu?

Murat Berk: 

Aranje şeklinde yazılmış eserler var, bu akşam da onlardan bir tanesini çalacağız. Vivaldi’nin Dört Keman Senfonisi örneğin. Ama tabii ki hepsi aranje edilmiş. Direkt dört çello için yazılmış bir eser yok diyebilirim.

 

Çaldıklarınızı neye göre seçiyorsunuz. Repertuarınızda türkü de var tango da var. Her şey var, bunu nasıl belirliyorsunuz. Konserden konsere mi değişiyor repertuar?

Murat Berk: 

Yaklaşık 4-5 saatlik bir repertuarımız oluştu. Bu yılların birikimi demek. Tamamen yardım işi aslında.

 

Peki biraz da sorularımızı Gustavo’ya yöneltelim. Sizce Tango müziği dünyada nasıl tanınıyor?              

Carlos Gustavo: 

Aslında Tango dansı sayesinde daha çok biliniyor. Neredeyse her ülkede Tango var fakat müziği yapılmaktan daha çok dans ediliyor. Tango’yu dans edenler çalanlarından çok daha az.

 

Sizce Türkiye’de Tango müziği seviliyor mu? Konserlerinizde aldığınız tepkiler nasıl?

Carlos Gustavo: 

Çok seviliyor fakat tabii ki daha azınlık bir grup tarafından biliniyor.Genelde insanlar önce Tango dansını izleyip ondan sonrasında müziğini keşfediyor ve dinlemeye başlıyorlar. 

   

Sizce Tango müziğini diğer müzik türlerinden ayıran özellikler nelerdir?

Carlos Gustavo: 

Bence bu gene Tango dansına bağlanıyor. Tango dansı çok çekici ve seksi bir dans olmasıyla insanların da dikkatlerini çekiyor.

 

Sizce Tango dansı olmasaydı müziği bu kadar etkileyici olur muydu?

Carlos Gustavo: 

Hayır olmayacağından eminim.

 

Tango müziğini bu kadar etkili kılanın dansı olduğunu söyleyebilir miyiz? 

Carlos Gustavo: 

Evet, yani bize bile bazı konselerimizden önce müzikle birlikte dans olup olmayacağını soruyorlar, danssız aynı ilgi görülmüyor kesinlikle. 

 

Peki bu algı Arjantin’de de böyle mi?

Carlos Gustavo:

Hayır, orada böyle bir algı yok. Önemli sebeplerinden biri de orada herkesin müziğin sözlerini anlıyor olması.

 

Türkçe sözlerle yazılmış Tango müziği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Carlos Gustavo: 

Onlar da tabii ki güzel ama biraz farklı geliyor, tabii artık burada yaşıyorum ve Türkçe anlıyorum fakat 12 yıl önce Türkiye’ye ilk geldiğimde çok garip geliyordu.

 

İspanyolca dışında başka hangi dillerde Tango müziği yapılıyor?

Carlos Gustavo: 

Benim duyduğum Fince, Rusça, Fransızca ve eski Alman Tangoları var.

 

Peki sizce İspanyolca’dan sonra en çok hangi dil Tango’ya yakışıyor? 

Carlos Gustavo: 

Aslında dilinden dolayı değil ama müzik diliyle olan yakınlığından dolayı Türkçe Tango Arjantin Tangosuna en yakın olanı. Mesela Fince ya da Rusça Tangoların Arjantina Tangolarıyla alakaları bile yok. 

 

Peki siz Türkiye’ye taşınmaya nasıl karar verdiniz?

Carlos Gustavo: 

Ben en başta bir orkestra ile birlikte sadece konserler için Türkiye’ye geliyordum fakat sonradan birine aşık oldum ve evlendim. Eşim Türk o yüzden onunla burada kaldım.

 

Siz Türk müziğini nasıl buluyorsunuz?

Carlos Gustavo: 

Benim Türkiye’de sevdiğim müzik eski Türk sanat müziği.

 

Tango müziğini yapmak kadar dinlemeyi seviyor musunuz?

Carlos Gustavo:

 Eskiden çok seviyordum,sadece Tango değil dünyadaki her tür müziği dinliyordum, hatta çocukken hiç bir şey anlamama rağmen Türkçe müzik de çok dinlerdim. Fakat eskisi kadar çok müzik dinlemiyorum.

 

Dünya müziklerinden en çok dinlemeyi sevdiğiniz hangileri, daha çok caz ya da klasik müzik mi dinliyorsunuz?

Carlos Gustavo: 

Klasik müziği çok yoğun olarak dinlediğim zamanlar oldu hala da dinliyorum fakat eskiden olduğu kadar değil. Caz çok açık konuşmam gerekirse bana uygun bir müzik türü değil, ama cazda dinlemeyi en çok sevdiğim müzisyen Louis Armstrong, o benim için gerçekten bir numara.

Gençliğinizden beri sizi çok etkilediğini düşündüğünüz müzisyenler kimler?

Carlos Gustavo: 

Arjantin’deyken etkilendiğim çok müzisyen oldu, Astor Piazzolla, burada biliniyor mu çok emin değilim ama onun dışında Anibal Troilo, Domingo Federico gibi Arjantinli ünlü tangocuları çok dinledim.

 

Sizce Astor Piazzolla’nın bu kadar tanınmasının nedenleri nelerdir?

Carlos Gustavo:

İlk olarak kendisinin Fransa’ da ünlenmeye başlamasıyla ünü bütün Avrupa’ya yayılma başladı, zaten Avrupa’da bir kere ünlü olduktan sonra devamı genellikle geliyor. İkinci neden ise, saydığım diğer müzisyenlere kıyasla tango dışında klasik müzik de okumuş olması kendini evrensel müzikte de geliştirmesini sağladı.

 

Tango müziği yapmanızın özel bir sebebi var mı? 

Carlos Gustavo:

Gençken eğitim aldığım hocamın Tango çalıyor olması beni etkilemişti. Bandoneon ile Arjantin’de çalınan Chamame gibi müzik türleri de var ve belki hocam Tango yerine onlardan birini çalıyor olsaydı ben de Tango çalmayabilirdim.

 

Bandoneon Türkiye’de çok bilinen bir enstrüman değil, siz bandoneonu nasıl anlatırsınız?

Carlos Gustavo: 

Genelde insanların ilgisini çeken farklı bir sese sahip. Görünüşte akordeona benzemesine rağmen ondan daha farklı bir ses çıkarıyor. Ben Arjantin’de büyüdüğüm için Bandoneon benim çok daha alışık olduğum bir müzik aleti fakat burada sanırım insanlar enstrümana daha yabancı olduğu için ilgilerini çekiyor. İnsanların bir enstrümanı sevmelerinin aslında çok da bir nedeni yok, sevmek içlerinden geliyor. Ben 14 yaşımdan beri çaldığım için artık bandoneonu neredeyse bedenimin bir parçası olarak görüyorum, o yüzden dinlemeyi sevenlerin neden sevdiğini benim açıklamam biraz zor. 

 

Bandoneon çalmasaydınız ne çalardınız?

Carlos Gustavo: 

Bandoneon olmasaydı ben müzisyen olmazdı. Keman ve çello gibi sevdiğim müzik aleti çok fakat bandoneon olmasaydı büyük ihtimalle kimyacı ya da matematikçi olurdum.

 

Hepinize bizimle yaptığınız bu keyifli söyleşi için çok teşekkür ederiz.

 

Murat Berk, Çağ Erçağ, Carlos Gustavo: 

 

Biz teşekkür ederiz.  


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir